- Anasayfa
- Hakkımızda
- Köşe Yazıları
- Foto Galeri
- Fotoğraf Makineleri
- Sizden Gelenler
- Şiir
- Müzik
- Video
- İletişim
Köşe Yazıları
NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR

AHH.. NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR... Usta yazarlarımız yıllar önce, bayramlarda böyle bir başlık atarak köşe yazılarına başlarlardı. Bende aval aval (yani avel avel okurdum.’işte eski bayramlar şöyleydi,işte böyleydi,el öperdik harçlık toplardık,salıngaca biner,mahallemizde kurulan derme çatma luna parka giderdik…Falan filan..Vede yazının sonuna geldiğimde duygulanır hayıflanırdım ‘nerede o eski bayramlar’ diye. Sahi nasıldı o eski bayramlar.? Cidden çok mu mutluyduk Çok mu huzurluyduk,veya daha çok mu zengindik.Valla sizi bilmem ama ben orta halli bir ailenin En küçük çocuğu olarak pekte anlatıldığı gibi ‘unutulmaz bayramlar’geçirmedim. Babamla bir iki defa, şimdi daha çok kazancıların bulunduğu büyük saat civarındaki kunduracılara uğrayıp’ lastikli yemeni’ aldığımızı hayal meyal hatırlıyorum.Hatta ve hatta maddi durumları Nedeniyle bit pazarından, altı yarım ökçeli ,yandan yamalı bayramlık ayakkabı almak zorunda kalan arkadaşlarıma da aklımca son model yemenimi gösterip hava attığımı da anımsıyorum. Ve de o ayakkabıyla mahallemizin Yıldız Spor takımına girip futbol oynadığımı ve..Top a hızla vururken topun değilde ,yepyeni ayakkabımın yırtıldığını,bunun için de babamdan okkalı bir dayak yediğimide unutamıyorum. Şimdi bunun neresi ‘hey gidi günler ‘diyeceksiniz.Düşünüyorumda eski bayramları,içim bir buruk oluyor.Demek ki beni o yıllarda Mutlu eden, ne yeni bir ayakkabı,ne bir çift çorap nede yeni giysilermiş..Annemin Babamın, Kardeşlerimin,akrabalarımın ve ,komşularımızın bayram nedeniyle bana içten sarılmalarıymış.19 yaşında ardarda kaybettiğim anne ve babamın sevgisiymiş bayramları bana mutlu kılan.Ahhh.’Nerede o eski bayramlar’dedirten. Sevgili okurlarımız,değerli gençlerimiz.Şimdi elde etmek istediğiniz bir çok şeye Sahip olabiliyorsunuz.Teknolojinin yeniliklerini,anne ve babanıza biraz naz ile ,biraz rica ile bazende zorlama ile aldırabileceğinizi tahmin edebiliyorum.İşte o pahalı veya ucuz oyuncaklar elinize geçer geçmez ailenizle sohbet etmeyi unutmayın.Kendinize SANAL bir dünya kurup ,yeni ve belki de hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğiniz arkadaşlarla saatlerce chat'leşirken, Twitter, facebook,msn ve diğer sitelerde kendinizden geçerken,istemeyerek de olsa ailenizden ve yanıbaşınızda duran gerçek dostlarınızdan kopmayın.Bende bu hataları sık sık yaptığım için ve çoğu zaman kendime Kızdığım için ,sonraları pişmanlık duyduğum için yazdım bu satırları, Çünki bazı şeyleri maalesef geriye getiremiyorsunuz. Bu gün bayram…Ama siz bu satırları ne zaman okursunuz bilemem.Her gününüzün bayram tadında geçmesini temenni ediyorum.' İŞTE SİZE YEPYENİ BİR FIRSAT'.Bu fırsat hepimiz için ,ailelerimiz için kendimiz ve yaşadığımız dünyamızın geleceği için.Bayramlaşırken, kurban kesilirken,yemek yerken bir araya geldiğiniz sevdiklerinizle daha da yakınlaşabilirsiniz.Tıpkı internette yaptığınız sörf gibi ,cep telefonunuzla mesajlaştığınız dostlarınız gibi ailenizlede mükemmel bir diyaloğ kurabilir ve ilerleyen yıllarda sevgiye doymuş insanlar gibi ‘AHHH.. NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR' .diyebilirsiniz. Unutmayın; AİLENİZE verebileceğiniz en güzel hediye,yüzünüzde mutlu bir gülücük,sayğı ve bağlılıktır.O zaman sevgilerin en sıcağıyla sarılacağınızı hissedeceksiniz. Mesut Eray-2010-Kurban bayramı-SES GAZETESİ köşe yazısı
2010-11-20DİLEK
BU GÜN DÜNDEN GÜZEL,YARIN BÜGÜNÜN ÜZÜNTÜSÜNÜ UNUTTURACAK .YETERKİ UMUTLARINI YİTİRME.
2010-01-21HAYATI PAYLAŞMAK
Kimbilir kaç milyar yılda oluşmuştur EVRENİMİZ ...? Dünya kurulmuş,Adem yaratılmış… Adem tek başına en güzel yerlerde yaşamış, Cennet bahçelerini andıran binbir güzelliklerle yaratılmış diyarları tek başına dolaşmış. Kuşlarla,çeşitli hayvanlarla dostluk kurmuş. Kendince mutlu olduğunu sanmış bir süre… Sonra başlamış Hz. Adem’de bir boşluk,bir huzursuzluk. Hayatı paylaşacak konuşabileceği birini aramış.Aramışta bulamamış garibim. Bir ara cennetin yemyeşil vadilerinden çıkmış. Kuş uçmaz kervan geçmez (Sanki o zamanlar kervanmı vardı) çöllerde bile dolaşmış.. Ademin bu içler acısı hali,Yaradanın yüreğini parçalamış.Neyse şu garibime bir arkadaş, bir eş vereyimde hayatından bıkmasın fukara demiş.! Sanki o yıllarda fukara vardı ha… Elektrik yok, telefon yok, buzdolabı,çamaşır makinası,bulaşık makinası,ketıl yok… Tüpgaz,klima,kredi kartı bile yokmuş. Anlayacağınız Adem baba fukara değilmiş. Ama bazı şeylerin paylaşılmadan hiçbir işe yaramayacağını bilivermiş. . Ve Allah , Havva anamızı yarattı onun için.Mutluluğu tadınca dünyanın güzelliğini daha da iyi görür hale gelmiş., Rabbine şükretmiş, ekmiş, biçmiş., Gün gelmiş Havva sının hatırına Cennet’den bile kovulmuş . Sonra mecnun misali çöllerde gezmiş,ferhat misali dağları delmiş.,Ve tekrar ona ‘KADININA’kavuşmuş. Dikkatli davranmış bu defa, yanlış bişeyler yapmamak için.. Çocukları olmuş Habil ve Kabil dünyaya gelmiş. mutlulukları arttıkça artmış. Paylaşmanın kutsallığını daha da iyi anlamışlar.Fakat nedense iki kardeş paylaşmanın erdemini bilmedikleri için birbirine düşerler ve Kabil, Habili öldürür.(***)Nedenini yazının Sonunda bulabilirsiniz. Demek istediğim şudur ki, paylaşmanın kutsallığını bilmeyen insanlar hem kendilerine hemde- çevrelerindekilere büyük acılar verebiliyorlar . EY AHALİ EY SEVGİLİ OKUYUCUM Şimdi sen demezmisin ki’ be adam ‘Yazacağın bir iki satır ‘HAYATI PAYLAŞMAK’ yazısına girmek için, bu kadar dolambaçlı yollara girmenin ne lüzumu var. Yaz işte, hayat böyle paylaşılır, şöyle yapılır diye… Saygıdeğer okurlarımız,Hayatın mutlu anlarını, acılarını, zor zamanlarını, sevdiklerimizin ve bizi sevenlerin desteğiyle aşarız.Ama bazı anlar vardır ki kelimeler boğazımız da düğümlenir. Coşkumuz yüreğimizden fışkırmak ister.Paylaşılamayacak sırlarla savaşırız. Boğuşurken hayatla, umutsuzlukla ‘Çaresizlik içindeyim, karanlık dünyama ışık tutan olmadı’ diyen bir şarkıyla kendinize gelirsiniz. Hatta’ tek dertli ben değilmişim bu dünyada’ diyerek te halinize şükredersiniz. İşte aslında bunları yazacaktım siz değerli okurlarıma bugün. Ama doğrudan doğruya konu- ya girseydim olurmuydu canım ‘O ZAMAN MESUT ERAY’olduğum nereden belli olacaktı? Vallah şaşardım… NEŞ’E İÇİNE DAL GİR YENİ GÜNE DÜŞÜNME DERTLERİ GÜL EĞLEN YİNE.. Nağmeleriyle coşarız mutlu anlarımızda .Sevdiklerimizin uzaklara gitmesi karşısında da hüzünleniriz,’ yine gurbet , yine keder , yine ayrılık diyen sanatçılarımızla teselli buluruz.. Dertlerimizi yalnızlığımızı o nağmelerle paylaşırız. Müzikli gecelerde ise topluma ayak uydurmak için dans eder, ve orkestranın çaldığı şarkılara eşlik ederiz,’Her şarkının bir başka apayrı anlamı var, kimi eski bir sevda, kimi dostları sorar’ dizelerini tekrarlarız. Bazen de hit olmuş eserlere büyük bir koro oluşturmuşçasına eşlik ederiz. Şairin yazdığı dizeleri bestecinin yaptığı eserleri, sevdiğimiz insaların gözünün içine baka baka tekrarlarız.’Ellerin ellerimde, gözlerin gözlerimde, yalnız seni yaşarım, hep varsın benliğimde ‘ melodisiyle duygularımızı paylaşırız. Dünya bu, mutlulukta olur, ayrılıkta. Vefakar’ınıza veya vefasız’ınıza yine şiirlerin dizeleriyle şarkıların duygusallığıyla mesajlar yollarsınız. İşte dostlar, ben bu hafta duygularımızı paylaşan ünlü besteci, söz yazarı ve sanatçıların katılacağı Mesam’ın toplantısına katılmak üzere İstanbul a Gidiyorum, Bu duygu yüklü insanlara, sizlerin selam ve sevgilerinide beraberimde götürü- Yorum. Hayatı en güzel şekilde paylaşmak dileğiyle hoşçakalın.. ****HABİL VE KABİLİ'İN HİKAYESİ**** Çiftçi olan Kabil, Tanrı'ya buğday ve meyve adar. Çoban olan kardeşi Habil ise bir koyun kurban eder. Tanrı Kabil'in adağını reddeder, Habil'inkini kabul eder. Kabil buna çok kızar ve kıskançlık içinde Habil'i öldürür. Tanrı Kabil'e kardeşinin nerede olduğunu sorunca "Ben kardeşimin bekçisi miyim?" diye cevap verir. Habil'in kanı yerden bağırır. Bunu duyan Allah, Kabil'i lanetler ve durmadan yeryüzünü dolaşmaya mahkum eder. Kabil, tanrıya yalvarır ve diğer insanların kendini öldüreceklerini söyler. Bunun üzerine Tanrı, Kabil'e diğer insanların onu öldürmesine engel olacak bir iz yapar ve şöyle buyurur: "Her kim Kabil'i öldürürse, intikam yedi kat fazlasıyla onun üzerine olsun" Bunun üzerine Kabil dünyayı dolaşmak üzere yola çıkar. Çocukları olur ve bir şehir kurarak oğlu Hanok'un adını verir (Tekvin, 5:17). Bazı kaynaklara göre bahsi geçen bu şehir Urfa'dır.---BÖYLECE BU HAFTAKİ YAZIYIDA KURTARMIŞ OLDUK-
2010-08-11AB çok mu gerekli ?
Son günlerde ülkemizde yaşanan şaşırtıcı olaylardan dolayı,edebiyatçıların, gazetecilerin konu bulmakta ne kadar da şanslı olduklarını ! görüyoruz. Siyasetçilerimiz sağolsunlar ,bizleri kuzu kuzu yönetirken konuyuda kafalarına göre tasarlayıp önümüze seriyorlar. Şu anda halkımızın en büyük sorunlarından biri işsizlik ve yoksuluk...Anlayacağınız ekonomik dertlere bir türlü çare bulunamıyor. Hatta halinize şükredin diyenler bile var.Bizlere Yunanistan ın iflas eder duruma geldiğini söylüyorlar. Avrupa Birligine girmek için elin gavuruna her türlü tavizi verip önlerinde el pence duruyorlar.Peki bu çok akıllılar yakın zamana kadar zenginliğiyle ün salmış Yunanistan’ın AB ye girişinden ve EURO bölgesine geçişinden sonraki durumunu görmüyorlarmı...yani biz Avrupa birliğine girersek iş bulup Zengin bir ülkemi olacağız. Diyeceksinizki fiestacı Yorgo Alman Hans kadar çalışkan değil..Bu nedenle böylesine zor ve altından kalkılamayacak kadar zor bir mali sıkıntı içerisine düştü yunan halkı ve hükümeti. Sanki Türkiye li çok çalışkanda Alman sanayicisiyle insanıyla boy ölçüşecek.İngiliz kurnazlığıyla baş edecek.Eminim duymuşsunuzdur.Şu anda Türkiye dünyanın en tembel Ülkeleri ‘listesinde 4. sırada...1.nin Amerika Birleşik Devletleri olduğu ankette bana göre Hata var gibi. Dünyanın birçok ülkesini gezerken, bazılarında da çalışırken, Arabistanlıların ve Ortadoğu coğrafyasında yaşayan müslüman halkların Türkiye’dekilere göre daha da tembel olduklarını gözlemledim. O zamanlar da söylemiştim petrolcü dostlarıma, şimdi de söylüyorum; “Siz bu gidişle batılıların uzakdoğulu japonların ve yanıbaşımızdaki çinlilerin kölesi olmak üzeresiniz. Bunu ne zaman söylemişim? 1984 yılında, Suudi Arabistan’da Riyad’da. Krallık ailesine mensup bir prensin vekaletiyle fotoğraf stüdyosu açmıştım. İşler iyi, petrolün verdiği rahatlık ve para, Arabistan halkını dünyanın imparatoru durumuna getirmişti. Veya onlar öyle zannediyorlardı. Yabancılara aşağılayıcı bir tavırla bakıyor, tıpkı yüzyıllar önce Afrika ve fakir ülkelerden getirttikleri köylüler gibi davranıyorlardı. Onların yaptıkları tek şey, kafalarına göre ticaret ve Allah kabul etsin günde beş vakit namaz kılmak ve de Sahra’da çay demleyip içmek. Yabancılara hakir davranışlarından birine ben de stüdyomda şahit olmuştum. Ertesi gün, verilmek üzere çektiğim vesikalık fotoğrafın sahibi stüdyonun yan tarafında bulunan kaldığım evin kapısını sabah saatin 5’inde çalmaya başladı. Zaten geç yatmıştım. Aman işler aksamasın, şu Türkler yalancı demesinler diye çok çalışıp hem kaliteye hem de zamana önem veriyordum. Adamı sabahın köründe karşımda görünce sinirlendim. Dükkanı saat 8’de açacağımı söyledim. Adam ısrarla fotoğrafımı almadan gitmem diye tutturunca, “Ben senin kölen miyim?” dedim. Adam da çok doğal birşey söylüyormuş gibi “Tabiki sen benim kölemsin. Hem de bin defa, yüz bin defa” dilye bağırınca, önce şaşırdım daha sonra sinirle adamın suratına yumruk salladım. Dişleri kırılmıştı. Yallah bu defa şırta yani polisler gelip beni karakola götürdüler. Bilirsiniz şeriat kanunlarında dişe diş, göze göz. Adam tutturdu illaki benim de bir yumrukla dişlerimin kırılmasını. Rica minnet kar etmiyor. Ortağım prensin yardımcısını telefonla aradık. Aracı oldu adama yüklüce riyallar ödeme taahhüdü verdik ve dişimizi kurtardık. Parayı verirken de adama şunu söylemiştim; “Siz insanları köle olarak görmeye devam edip zulüm yaparsanız, ileride zulüm görecek duruma gelirsiniz”. Gülmüştü kırık dişleriyle ve şimdi 2010 yılındayız ne o Arabistan eski Arabistan, ne o eski Arabistanlı eskisi gibi gururlu, mağrur. Çeşitli bahanelerle savaş çıkaran batılıların bir üssü haline geldiler. Korkarım ki, böyle giderse daha da çok baskı altına alınacaklar. Anlatmak istediğim, bugünlerde başımızda dolaşan felaket bulutlarını bir an önce fark edip, açılım tuzağından ve çeşitli polemiklerden uzaklaşıp yine eskisi gibi birbirimize kenetlenmemiz. Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız »
2010-08-09MESUT ERAY biyografisi
MESUT ERAY BİYOGRAFİSİ 1950 Yılında Adana’da doğdu, 1965 yılından bu yana profesyonel fotoğrafçılık ve müzikle ilgilenen sanatçı, Türkiye ve dünya’nın bir çok ülkesinde, sanatsal çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası bir çok yarışmaya katılıp çeşitli ödüller aldı. Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde 'fotoğraf çekimi ve siyah beyaz baskı' dalında ünlü sanatçı john stenton ile seminerler verdi.Fuji film in düzenlediği portre fotoğrafçılığı dalında 1.oldu.Kraliyet ailesi tarafından ödüllendirilen Eray ,Filistin devletinin özgürlüğü için savaşan Yaser Arafat’ın da fotoğraflarını çekti. Müzikle Fotoğraf sanatını yıllardır birlikte yürüten sanatçı 1973 yılında Hey dergisi ve İskenderun Belediyesi’nin birlikte düzenlediği ‘Çukurova Ses yarışmasında’ birinci oldu… Türk sanat müziği ve pop dalında Türkiye de , bir çok Avrupa ülkesinde konserler verdi… Kendi bestelerinden oluşan ‘’Mutluluğa Çağrı’adlı bir albümü ‘Kurban olam Gardaş’ Viran’ isimli bir 45’lik plağı ve türk sanat müziğinin sevilen eserlerinden oluşan özel kasetleri ve klipleri Müzik marketlerde , internet dünyasının saygın sitelerinde ilgiyle dinlenip izlenmektedir. TRT repertuarında eserleri bulunan Eray , sinema filmlerinde rol alıp, özgün film müzikleri’de yaptı.Papazlar şebekesi,Kıbrıs benim vatanım,ve Sarı Necmiye bunlardan bir kaçı.. 2004 yılı ALTINKOZA ‘Türk sanat müziği beste yarışması’nda sözü ve müziği kendisine ait GÜZEL ADANA adlı eseri ile ‘jüri özel ödülü’aldı. Çeşitli ulusal ve yerel Basın Kuruluşlarında muhabir, fotoğrafçı ve köşe yazarı olarak çalıştı… Sabah,Güneş,Tercüman,Güney haber gazeteleri ve Hey Dergisinin Almanya ve Arabistanda muhabirliğini yaptı…1970 YILINDA Nadide Kaynakkan la evlendi.Ekspres,Doruk,Son havadis ve Bölge gazetelerinin,1995, 1996,1997,1998 , 1999 ,2008 yıllarında düzenledikleri EN ler ve ZİRVEDEKİLER yarışmalarında yılın sanatçısı ödüllerine layık görüldü. 2007 yılında Çukurova Edebiyatçılar derneği’ başkan yardımcılığı yapan Mesut Eray, Adana’nın Sesi musiki derneği kurucularından. – 0-6- yaş Kimsesiz çocuklar derneği,Atatürkçü Düşünce derneği,Adana ressamlar derneği ,Tema ,Mesam, Fotoğrafçılar odası Üyesidir. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının Fahri üyelikle ödüllendirdikleri sanatçı ayrıca Çukurova Özürlüler Derneği Onur başkanıdır. 2008 yılından beri Ses Gazetesi Genel yayın yönetmeni olarak çalışmalarını sürdüren yazar ‘Gençliğin Fotoğrafçısı ‘ ünvanıyla da anılan ,stüdyosunda fotoğraf tekniği ve photoshop üzerine dersler vererek öğrenciler yetiştirmektedir… Adana Valiliğinin düzenlediği ‘TRAFİK’ konulu fotoğraf yarışmalarında 2.cilik ve sergileme dalında ödüller alan ‘MESUT ERAY’2007 yılında’da 1.lik ödülüne layık görüldü. Çukurova Ressamlar ressamlar derneğinin birçok karma sergisine katılan sanatçı ,ALTINKOZA sanatsal etkinlikleri kapsamında açtığı kişisel fotoğraf sergisiyle de büyükbir beğeni topladı.2009 yılında ’ADANA ve TÜRKİYEDEN SEVGİYLE’ adlı fotoğraf sergisini Almanya’nın Stuttgart şehrinde ‘’Arena kültür haus’sanat galerisinde açan Eray 45 yıllık birikimini Alman ve Türk sanatsever lerle paylaştı ‘Sevgi pınarım’ adlı şiir kitabıyla Edebiyat dünyasına kalıcı bir eser bırakan Adana sevdalısı sanatçımız, 3. ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ dolayısıyla, Sanat sokağında kişisel bir sergi daha açmanın mutluluğunu yaşadı.fotoğraf sergisi’nde her kesimden sanatseverle buluşan Mesut Eray ın çalışmaları www.mesuteray.com.tr www.fotoğrafbankasiadana.com ve ziyapaşa bulvarı çınarlı mahallesi ŞAN AP.kat 1 deki stüdyosunda izlenebilinir.Üniversite mezunu Şefika TEKSİN ,TÜLİN, PELİN adlı 3 kızı , fotoğraf ve müzikle iç içe yaşayan Süleyman FATİH adında bir oğlu vardır. … Mesut ERAY halen Türk Sanat Müziği ve Kendi bestelerinden oluşan repartuar’la müzik severlerin huzurunda proğramlarına devam etmektedir-15-haziran 2010 ADANA
2010-06-13UZAKLARDA Kİ DOST
KALPLERDE YAŞAR Geçtiğimiz günlerde Adanalı gibi yaşayan şehrimizin müzik hayatına renk katan değerlerimizden birisi sanatçı arkadaşım Kurtuluş'u ölümünün birinci yılı dolayısıyla andık. -- Ailesinin hergün artan bir özlemle katıldığı etkinlikte gördük ki internet sitelerinde Kurtuluş adına kurulan Fan club lerde bu anma törenine büyük bir ilgi göstermişler.Bu da bir kez daha şunu gösteriyor ki, Adanalı sanatçısına vede kendisi için birşeyler yapan ,üreten,iz bırakan insanlarına ömür boyu sahip çıkıyor.Bilhassa Face boox ta kendi kendine gelişen bir oluşum büyük takdir topladı.Binlerce müzik ve kurtuluş sever, yayınladıkları mesajlarla ,yaşarken gerçek değerini bilemediğimiz sanatçının,sesine ve yapıtlarına sahip çıkması büyük bir gururdu Adana ve ülkemiz için.Anma etkinliklerini düzenleyen ve oluşuma katkı koyan herkesi kutluyorum. MEHMET BALTACI Demiştik yazımızın başlığında UZAKLARDA Kİ DOST KALPLERDEYAŞAR '...Yine yakın bir zamanda kaybettiğimiz ve gelecek günlerde anmaya hazırlandığımız sevgili dostum meslektaşım Mehmet Baltacı geldi aklıma birden bire. Adana da fotoğrafı kağıt üzerinde basılı bir nesne,bir vesikalığın ötesinde, sanatsal görselliğe kavuşturan dünya iyisi Baltacı...... Oda Kurtuluş gibi ,Yılmaz Güney gibi,Müslüm Gürses ,Ferdi Tayfur,Orhan Kemal,Yaşar Kemal,Abidin Dino,gibi Adana ya sonradan yerleşmiş ama, Adana nın kültürüyle delikanlılığıyla bütünleşmiş hayat dolu bir insandı.Şu anda ismi dünya fotoğrafçılığı litarüatüründe saygın bir yer edinen Afad'ın kurucularından birisiydi.Adana nın gelmiş geçmiş tüm fotoğraf ustalarını bir kitapta toplayıp yayına hazır hale getiren bir yazardı.Baltacı Erzin doğumluydu ama en az bizler kadar Adana sevdalısıydı.Vefatından önce sık sık bir araya gelip çalışmalarımız hakkında fikir alışverişinde bulunurduk.Hep üreten ve bilgisini paylaşmaktan mutluluk duyan bu güzel insanı da hiç unutmayacağız.Sanat galerilerinin ,açılışların,vazgeçilmeziydi.Sevgili eşi ve kızıyla hep destek verirdi, genç sanatçılara.Altınkoza etkinlikleri kapsamında açtığım kişisel fotoğraf sergimde hep yanımdaydı.Binlerce fotoğraf arasından seçim yapmak için bocalayıp dururken engin bilgisi ve sanatsal görüşleriyle bana yardımci oldu.Tıpkı Kurtuluş'un ilk müzik albümüm 'Mutluluğa Çağrı'yı yaparken,yüzlerce bestem arasında seçim yapmakta zorandığım günlerde ,eser seçimlerinde yardımcı olduğu gibi.Görüyorsunuz dostluklar unutulmuyor,ve her dost kalbinizin bir yerinde sevgiyle yaşıyor.Her ikisini rahmetle anıyoruz. ADANA VALİLİĞİNİN BAŞARISI Nereden nereye sevgili dostlar,saygıdeğer okurlar.Halbuki bu günlerde ne olaylarla karşılaştık. Hatay'da polislerimize yapılan kalleşce saldırada şehit olan 4 kahraman evladımıza üzüldük.Şırnak ta 6 vatansever evladımızı kaybetmenin acısını tattık. Bursa nın İnegöl ilçesinde nereden proke edildiği bilinmeyen Türk Kürt kışkırtmacılığı karşısındaki,bıçaklı yaralanmalara şahit olduk.Anayasaya Evet mi Hayır mı diyeceğimiz çelişkiler karşısında bocaladık. devlet büyüklerimizin sözlü kavgaları karşısıda hayretler içerisinde kaldık.Bunun yanında Demokrasiyi içimize sindirmeye başladığımızı görüp sevindik.Adana valiliğince düzenlenen 'SEVGİYE UZANAN ELLER' etkinliklerine katılıp Valimiz sayın İlhan Atış'ın duygusal ve akıl dolu çözüm üretmesini takdirle izledik....Bu güne kadar 10 bin e yakın çocuğumuzun Devletin imkanlarından faydalandıklarını, çocukların yüzlerindeki mutluluk ve heyecanı fotoğrafladık. Biz bir mozaiğiz bu bütünlüğü kimse bozamaz.Çünki başımizda bu Vatanı gerçekten seven ,Türkiye Cumhüriyeti'nin bölünmez bütünlüğüne inanan yöneticilerimiz var.Ve bizler hem geleneklerimizi hemde Cumhuriyetimizi korumaya devam edeceğiz --DOSTLARIMIZI UNUTMAYACAK ,VATANIMIZI SONSUZA KADAR KORUYACAĞIZ
2010-08-11DAHA NEREYE KADAR

Geçtiğimiz hafta bir okuyucumuz telefonla aradı.Uzun zamandan beri yurt dışında çalıştığını, adını soyadını söyleyerek, telefon numarasını vererek içini döktü bizlere.Herkesin türlü türlü derdinin olduğu bu dünyada kendisinin şahsi bir sıkıntısının olmadığını,şu anda Karataş ilçemizdeki yazlığında eşi ve çocuklarıyla tatilin,güneşin ve denizin keyfini çıkardığını 'Allaha şükrederek'söyledi. Gazetemizi uzun zamandan beri takip ettiğini ,kentin gerçeklerini yazdığımız için bizleri kutlayan okurumuz,bilhassa Adana büyükşehir belediye başkanı Aytaç Durak'la ilgili haberlerimiz ve Durak başkanın uğradığı haksızlığı hep gündemde tutmamız nedeniyle bir Adanalı olarak SES gazetesini takdir ettiğini söyledi. Bizler okurumuza mutlu ve huzurlu bir tatil geçirmesini dilerken,binlerce Adana'lının duygularına tercüman olabilecek nitelikteki sözleri ve görüşlerini sizlerle paylaşmak istedik. Bahri Hepsağ adlı okurumuz,gerek Almanya'da yaşayan Adanalıların ,gerekse yurt içindeki sağ duyulu insanların,AYTAÇ DURAK'a yapılan haksızlığa bir türlü anlam veremediklerini söylüyor.Koskoca bir başbakanın,her türlü Devlet işlerini bir kenara bırakıp,AKP den istifa eden, seçilmiş bir başkana yaptığı zulüm vari davranışları affedemediğini belirtiyor.Sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan'nın Anayasa referanduromu nedeniyle Adana'da yaptığı miting nedeniyle ,Durak'ı hedef göstererek,birazda yargıya'ABA ALTINDAN SOPA GÖSTEREREK' yaptığı konuşma sonucunda,çılız seslerlede olsa,halkı Durak aleyhine slogan attırması,affedilecek,yenilecek,yutulabilecek bir lokma değildi,diyor sayın okurumuz.En çok ta' H ....z ,D,,,k sözlerini seçtikleri bir insana sarfedebilen gerçek Adanalı olmadıklarına inandığı hemşehrilerine kızıyor.Sivil bir anayasaya kavuşabilmek için yapılan bir mitingin,şahsi çıkar ve hırsa dönüştüğünü görmekten büyük bir üzüntü duyduğunu tekrarlayan gurbetçimiz bu gibi davranışların EVET leri HAYIR'a çıkarmak için yapılmış bir tezgah olarak nitelendiriyor.Anlayacağınız ak partininde anayasanın değişmesi için pek istekli olmadığını ima ediyor.Tabiki ben bu görüşune katılmıyorum sayın okurumuzun.Çünki Anayasanın yeni haliyle kabulü demek,şimdiki hükümetin devletin tüm kadrolarını ele geçirip,istediği bir şekilde astığım astık kestiğim kestik politika ve kadrolaşmalarını tamamlayıp zaferini ilan etmesi demektir. Her türlü görüş ve öneriye açık olan gazeteniz SES ,Okurumuz Bahri Hepsağ'ın düşüncelerini sizlere aktarırken tarafsız kalmaya aşırı bir şekilde özen gösterdi.Buna rağmen kendi görüşlerimi soracak olursanız,yıllar yılı Durak'ın bazı politikaları karşısında tepki gösteren ses gazetesi,son yıllarda Aytaç Durak'ı yaptığı modern şehircilik ve hizmetleri karşısında takdirlerinide gizlemedi.Bizler ADANAYI VE ADANALILARA HİZMET VERENLERİ,HEP ŞÜKRANLA ANDIK.BİZİ ADAM YERİNE KOYANLARI ADANA DELİKANLILIĞIYLA BAĞRIMIZA BASTIK. Yakında haklının ve haksızın ortaya çıkacağı bir halk referanduromu var.Kim kazanırsa kazansın. Ama mutlaka DEMOKRASİ kazansın.Bereketli huzurlu ve bir RAMAZAN ayının ortalarındayız.Bayrama yaklaşıyoruz.Bayram sonrasında 2 bayramı birden yaşayacağız.Herkese HAYIR'lı bir referandum diler saygılar sunarım
2010-09-06ÇAĞIN MUHTEŞEM BELASI
İNTERNET'ten bahsedeceğimi hemen anlamışsınızdır.Günlük hayatımızın olmazsa olmaz tutkularından birisi haline gelen internet'i yazmaya karar verdim bu haftaki köşemde.Kimi aileler için çocuklarının yaramazlıklarından kurtulmak için bir tembel tenekesi,kimi aileler içinse, çocukları aile ve toplum geleneklerinden koparıp içine kapanık bir nesil yaratma canavarı.İyiye kullanılırsa tıpkı dinamit gibi tüneller açan bir dost,kötüye kullanıldığında ise canları yakan bir cani. Nedir internet nasıl olmuşta insan yaşantısına girmiş,kimini zengin ve mutlu ,kimini ise bedbaht ve çaresiz etmiş. İlk geniş alan ağı olan ARPANET 1960′lı yılların ortasında askeri amaçlarla ortaya çıkmış. Nükleer bir savaş esnasında telefon hatlarının çoğunun tahrip olması durumunda bilgisayar iletişiminin sürdürülmesi amaçlanmış. Bundan sonraki gelişmeler şöyle gelişmiş. Paul Baran adlı bir proğramcı, Rand Corp. adına paket-anahtarlamalı ağ fikrini geliştirdi. Paket anahtarlamalı ağlarda, her mesaj küçük parçalara bölünüyor ve bu parçaların varış noktasına başarı ile ulaşıp orijinal mesajın oluşturulması sağlanmış. yani aşağı yukarı telğrafa benzer bir şey. 1969 yılında DARPA (Defense Advanced Projects Agency) Amerika’da örnek bir paket anahtarlamalı ağ oluşturulması için bir proje başlatmış. Bu ağın adı ARPANET’ dir. ARPANET, veri haberleşmesindeki tekniklerin öğrenilmesi amacı ile oluşturulmuş. 1972, ağların ağı ortaya çıkmış. 40 bilgisayardan oluşan bir ARPANET gösterisi yapılmış,975 yılında başarılı bir biçimde ARPANET işlevsel bir ağ konumunu almış,1983 yılında, Internetworking Working Group (INWG) TCP/IP’ye temel halini verdi. TCP/IP protokolleri de askeri standart olarak (MIL STD) uyarlandı. Aynı yıllarda Internet terimi yaygın olarak kullanılmaya başlanmış. TCP/IP protokolünün Unix işletim sistemine eklenmesinin ardından, 1984 yılında DNS (Domain Name System) tanıtılmış. DNS’ in tamamlanması 4 sene sürmüş. 1985 yılında, NSFNET süper bilgisayarlar arası TCP/IP tabanlı ağın oluşturulup çalıştırılması için kurulmuş...Bütün bu gelişmeler yaşanırken Türk ve islam alemi 'bu gavurlar ne yapıyor 'diyerek olaylara fransız kalmış.Neyse gelelim hikayemize.. Eski ARPANET , MILNET ve daha küçük ARPANET (DDN: Defense Data Network) olmak üzere ikiye ayrılmış. 1990 yılında ARPANET bazı nedenlerle varlığını yitirmiş.Anlayacağınız bu zalim alemde kardeş kardeşi yemiş. İnternet orijinal ARPANET’ den doğmuş, bağlantılı ağlar dünya çapında bir koleksiyon oluvermiş. Şimdi Bu ağlar değişik fiziksel ağlardan tek bir mantıksal ağa bağlantı için Internet protokolü (IP) kullanıyorlar. İnternet’i başlangıçta yoğun olarak akademik dünya kullanmakla beraber, son yıllarda Internet bilgi çağı toplumlarının her kesimi için vazgeçilmez bir araç oluverdi. İşte görüyorsunuz sevgili okurlarımız,nereden nereye...2010 yılındayız ben yaştaki insanların 60 yıllarda hayal bile edemeyeceği gelişmeler şimdilerde baş döndürücü bir şekilde devam ediyor.İster canavar diyelim ister sessiz ,itaatkar bir dost.BİLGİSAYAR BU ,İNTERNET BU .Tıpkı bir kadın gibi VEZİR'de eder,REZİL'de....KARAR SİZİN. Bilgiyle kalın ,sağlıkla kalın. >kaynaklar>TABİKİ İNTERNETTEN.....
2010-09-06ZİHNİ ALDIRMAZ

GÖNÜLLERDE TAHT KURDU Bu günlerde herkes ondan bahsediyor.Ahmet ,Mehmet ,Efsun,Ayşe,Aylin,Murat ,Ömer,Hüseyin. Nerede bir etkinlik varsa,nerede Adana yararına bir toplantı varsa, o orada.Kelimenin tam manasıyla halkın arasında.Tahmin ettiğiniz gibi Büyükşehir belediye başkan vekilimiz ZİHNİ ALDIRMAZ'dan bahsediyorum.Böylesine başarılı bir insanı gelecek dönemlerde halkın kendisine yakıştırdığı başkan sıfatıyla görmek istiyor herkes ve her kesim.'Ben burada nasıl olsa geçiçiyim' diyerek koltuğuna keyifle oturan bir idareci değilde, günün her saatinde sevgiyle azimle vede en mühimi tavazuyla halkını kucaklayan bir başkan profili çizdi bizlere Zihni ALDIRMAZ. Bu satırların yazarı aynı zamanda bir sanatçı olarakta başkanımızı dikkatle izliyor,Sayfamızda gördüğünüz gibi son günlerde yapılan tüm etkinliklerde onun imzası ,maddi ve manevi katkısı var.Eşi Serpil hanımla katıldığı tüm sanatsal olaylarda ilgi odağı olmalarının yanısıra,Serpil Aldırmaz hanımefendinin,abartısız ve içten tavırları bu makama ne kadarda yakıştıklarının en güzel bir örneği. Bir esnaf olarak, bir gazeteci olarak,bir Adana sevdalısı olarak'ta izlediğim başkan vekilimiz,sorunların altında ezilmeden ,soruları dinliyor ve çözüm üretiyor.Bunu ortak akıl ve ortak çözüm sloganıyla herkesi kucaklayarak gerçekleştirdiği barışçı çalışmalarında görüyoruz.'Her şerde bir hayır vardır'sözü ne kadar gerçekçidir bilmiyorum ama,Zihni Aldırmaz'ı rahat bırakırsak Adana ya çok faydalı işler yapacak bir insan olarak görüyorum.Bu zihni nin zihinlerde unutulmayacak aydınlık bir kent sevdasıyla çalışmalarının devamını dilerken 2011 yılının Dünyamız,Türkiye Cumhuriyetimiz ve ADANA 'mıza hayırlı olmasını Allahtan temenni ediyorum.
2011-01-12VALİ ATIŞ IN ARDINDAN

MÜKAFAATIN BÖYLESİ HİÇ GÖRÜLMEDİ Beş yıla yakın bir zamandır Adana valisi olarak unutulmaz hizmetlere imza atan, sayın İlhan Atış'ın görevden alınmasını her vatandaş gibi bende büyük bir üzüntü ve hayretle karşıladım.Sayın valimizin yaptığı barış dolu, akıl dolu hizmetlerinin, mükafaatlandırılıp daha büyük bir ile tayin edilmesini bekliyorduk..Tecrübe ve dürüstlüğünden istifade edilmesi gereken en verimli çağındaki bir idareciyi, Ankara ya çeken zihniyeti bir türlü anlayamıyorum.Gerçi bunu geçtiğimiz günlerde' Eski emniyet müdürümüz' Sayın Mehmet Salih Kesmez'in görevden alınmasında da yaşadık.Ama neden yalan söyleyeyim Sayın Valimizin görevden alınacağı 'tüm sanayici ve işadamları nın belirttiği' gibi aklımın ucundan bile geçmiyordu.Bunu sık sık biraraya gelip sohbet ettiğimiz tecrübeli basın mensubu arkadaşlarım da beklemiyordu. Bazı yönetici ve bürokratların çeşitli söylentiler nedeniyle merkeze alındığını biliyoruz.Ama bir şey daha biliyoruz ki Adana da görev yaptığı süre içeriside efsaneleşen, Valimiz İlhan Atış'ın hiç bir dedikoduya karışmadığıdır. Nasıl ki Kahramanmaraş halkı, Atış ın Adana ya tayini çıktığında üzüldüyse, bizlerde Adana halkı olarak, sevgili valimizin gidişiyle büyük bir burukluk ve şok yaşıyoruz.Tuhafımıza giden ,herkesin gördüğünü buradaki Ak Parti yöneticilerinin görememiş olması... Biliyorum bizlerin tayini durdurma gibi bir yetkimiz yok.Ve biliyorum ki, dediğim dedik,bildiğim bildik , bir anlayışla idare ediliyoruz.Ama bilinmelidirki, VALİ İLHAN ATIŞ her zaman yaptıklarıyla sevgi saygı ve minnetle anılacaktır.O artık bir Adana HEMŞEHRİSİDİR, bir Adana sevdalısıdır.Hiç unutmam kentimize geldiği ilk gün şöyle demişti 'ÖNCE ASAYİŞ VE HUZUR' bunu başardığını hepimiz en somut bir şekilde gördük.Bir günü iki gün gibi yaşayarak, kentimize büyük hizmetler veren Sayın valimize 'yüreğim burkularak' Güle güle derken,Gazetem SES adına, kendi adıma ve tüm Adana halkı adına teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.Allah bizleri sizler gibi dürüst ve vatansever insanlardan mahrum bırakmasın. MESUT ERAY sevgiyle kal mutlulukla kal
2011-08-26
